21 Haziran 2011 Salı

pasta.. kek.. pasta.. kek..

hayatımda hiç bu kadar çok tatlı yediğimi hatırlamıyorum. zaten son birkaç haftadır şeker komasındayım desem başım ağrımaz. şimdi bizimkiler pasta işinde oldukları için bütün yeni denenen pastaların, cupcakelerin, cheesecakelerin, ganajların, kremaların ve envai  çeşit tatlıların tadım işi bende. ilk başlarda falan güzel oluyor öyle süslü pastaları yemek ama bir süre sonra insan görmeye bile dayanamıyor. 

mesela ben, artık tatlı bir şeyler görmeye dayanamıyorum!? hatta bazı günler avuç avuç tuz yalamak istiyorum. bütün tatlı yeme keyfimin içine edildi yani. 

evde kilo kilo çikolata var ya!? beyazı, bitteri, sütlüsü.. bak yazarken bile içim bir hoş oldu. ama ben şeker hamurcuyum. bayağı bildiğin play-doh hamuru gibi bir şey o. sıvı gıda boyalarını ekleyip şekiller yapıyorum kendimce, sonra da yiyeceğim dilimi özenle süslüyorum. 

ama işin kötü tarafı, hem pastaların hem de şeker hamurunun yapım aşamasında bulunduğum için sonrasında o dilimi yemeği bırak, bakmaya bile tahammül edemiyorum. :/ 

çok dertliyim blog.
midem bulanmadan resimlerine bile bakamıyorum. :(

(takdir edersiniz ki kaç kilo aldığım konusuna değinmedim bile.)


3 Haziran 2011 Cuma

flipped

son zamanlarda izlediğim en iyi filmi paylaşmak istiyorum sizinle!
aslında filmleri afişlerine göre pek yargılamam ama ne yalan söyleyeyim bu filmin afişine pek ısınamamıştım. öyle ki, konusunu okumaya bile tenezzül etmedim.

yanlış yapmışım, çok şey kaçırmışım. bütün sınavlarımı zamanında verdiğim için derslere misafir öğrenci gibi gelip gidiyorum. geçen gün hoca tutturdu, "boş boş oturacağına şu filmi izle, bak ben çok beğendim senin de hoşuna gidecek garanti ediyorum." diye. zoraki iş yapmaya da hiç gelemem açıkcası. hocanın da laptopu yanındaymış. "tamam" dedim, "izleyelim bakalım, neymis bu kadar övdüğünüz film."

ilk başlarda çocuk filmi gibi geldi bana ama kesinlikle değil. yani başını izleyip es geçmeyin derim ben. film iki  çocuğun ilk aşkını anlatıyor. ama olayları hem kızın gözünden hem de erkeğin gözünden ayrı ayrı izliyorsunuz. erkekler ne söyler kadınlar ne anlar havasında bir şey.

filmde çok güzel replikler var. öyle ki bir anda hayata bakış açınız değişiyor. sizin de yanınızda julie gibi rengarenk kişiliğe sahip insanlar olsun istiyorsunuz. ya da ne bileyim, inandığınız şeyler uğruna bir şeyler yapmak istiyorsunuz.

film o kadar gerçek, o kadar hayatın içinden ki, sofrada çıkan kavgalarda siz de o ailenin bir bireyi gibi geriliyorsunuz. ya da julie'nin sakat amcasına laf söyledikleri zaman, o lafı kendi akrabanıza söylenmiş gibi algılayıp sinir oluyorsunuz.

ayrıca filmin finali de on numaraydı yani. biraz daha büyümüş hallerini de görseydik tam on üzerinden onluk bir film olacaktı.ama böylesi de çok güzel olmuş. tam tadında bırakmışlar. kısacası, açın izleyin, beğenmezseniz sayfama beklerim. kaybettiğiniz zamanınız için istediğinizi söylemekte serbestsiniz.

iyi seyirler!

ortaya karışık

herkese tekrardan merhabalar efendim. bu aralar blogla ya da ne bileyim diger sitelerle pek isim olmuyor; malum, bu zamanlarda biz öğrenci milleti olarak popomuzu kaşıyacak zamanımız yok. 

günlerdir uykusuzum. sınavlar bittikten sonra kendimi şöyle yatağa atıp 3 (üç) gün uyumak istiyorum. yetmez bile ama olsun. prensipte tembel biri de değilim aslında ama bu sene dersler çok bir ağırlaştı gibi. yani, ben ki sınıfımızın ineği,  üniversite deyip geçmeyip işini sağlama alan, ilkokul çocuğu gibi derslerine günü gününe çalışan, ödevlerini aksatmadan yapan insanım ve bu kadar zorlanıyorum, bütün sene yatan sınıf arkadaşlarım ne yapıyorlar hiç bilmiyorum.

o değil de, şu havalar biraz daha iyi olsaydı süper olurdu. o kadar sıcak ki, saat başı duş alıyorum. bir de tam final zamanları.. ders mi çalışacaksın? yoksa sıcaktan mı bayılacaksın? insan karar veremiyor. en sonunda yemişim finalini de üniversitesini de deyip çekip gideceğim buralardan.

resmen  bir sene daha geçti ve ben yine nasıl geçtiğini anlayamadım. hayır, bazen düşününce çok üzülüyorum. koskoca bir sene geçiyor, hayatımdan bir yıl daha kaybediyorum ve nasıl geçtiğini anlayamıyorum. :/  arada sırada şuraya da iki satır karalamasam hiçbir şey hatırlamayacağım. 

aslında, aramızda kalsın, küçüklükten beri hep düzenli olarak günlük tutmak istemiştim; tuttum da! ama sevgili annemin günlüğümü okuduğunu idrak ettiğim gün bıraktım yazmayı. küçüktüm o zamanlar, aklıma ne eserse onu yazıyordum. (hı hı sanki şimdi çok farklı yazıyorum.) okulda arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerden tut, gece rüyamda ne gördüğüme kadar. 

aslında olaya uyanma şeklim de çok saçma. eğer  bir şeyi koyduğun yerde bulamıyorsan, birileri ellemiş demektir. ama işte küçüktüm + çok unutkandım (ki hala çok unutkanım) + salaktım. günlüğümü annemlerin yatağının altında bulunca anlamıştım okunduğunu. 

düşün yani, sırf annem okuyor diye günlük tutmayı bırakmıştım. şimdi ise tuttuğum günlüğü evinde internet olan herkese açıyorum. hatta bir de böyle kendimden ufak tefek özel şeyler paylaşmak bazen beni rahatlatıyor, mutlu bile oluyorum! evet, manyaklaşıyorum mütemadiyen. 

siz beni bu halimle sevin. :/