7 Aralık 2011 Çarşamba

tanrılar kurban istiyor!

bu aralar işlerim o kadar ters gidiyor ki, hani şuraya yazsam iki günümden 3 ciltlik roman çıkartırım. her elimi attığım iş de ters gider mi arkadaş ya!? bu kadar cenabetliğin durup da beni bulması normal mi yani? yemin ediyorum her şey kötü gibi bir şaka gibi.

olaylar şu şekilde başladı: ben, her zamanki, birkaç gün önce bütün mutsuzluğumla sabahın köründe okula gitmek için yeni bir güne uyandım. ne işimiz sabahın köründe okulda diye kendi kendime söylene söylene giyindim falan fıstık derken fazla oyalanmışım, baktım ki geç kalıyorum, yolda kendine kızarsın A. diyerek kendimi evden attım ama bir şeylerin yanlış olduğunu hemen fark ettim; az önce elimde olan anahtarımı kim bilir nereye sokmuştum?..
iki saat anahtar arama merasiminden sonra kendimi dışarı atabildim. sonra da dedim ki: "len, şimdi kim yürüyecek okula kadar dur ben şuradan otobüse bineyim." demez olaydım! sanki çok az geç kalmışım gibi bir de araba beklerken iyice geç kaldım. dualarla kanatlanıp bir şekilde okula vardım. yanlış ders programına baktığım için yanımda olmayan önemli defter ve kitaplarımdan bahsetmedim bile dikkatinizi çekerim, yani umarım çekmişimdir. ödevleri de yapmamıştım zaten. neyse, sular kesildi, elektrik desen bizim evin oraya gelmedi bile mum ışığında çalışıyoruz biz, evde yiyecek bir dilim ekmek yok falan filan, gırgır şamata derken rutin bir okul gününün daha sonuna geldik. acil eve gidip yetiştirmem gereken ödevler var. yani bayağı bildiğin koşa koşa eve gidip, oturup onları yazmam lazım. dönem sonu geliyor; hocalardan not bekliyoruz ama bana ödevler hala hazır değil! bazen çok yüzsüz olabiliyorum, evet.
nasıl becerdiysem ben onu, ödevi atmam gereken flash diski bozdum önce. "neyse ya, yedim bir b.k ama büyütmeye gerek yok. bir dünya arkadaş var, alırız elbet birinden flash" derken bilgisayarın adaptörü kaldı elimde. alet elimde parçalara ayrıldı. resmen ibretlik şeyler yaşadım. sadece flashla kalsa iyiydi bu talihsizlik, bilgisayar iptal olunca hayat damarlarımdan biri kesilmiş gibi oldum. hem ödevi yetiştirememiş olmanın verdiği huzursuzluk hem de evin, odanın ölüm sessizliği biraz (kime göre, neye göre) gerdi tabii. 
duvarlar üstüme üstüme gelmeye başlayınca "bari evden çıkayım da beyne azıcık oksijen gitsin, kendime geleyim, iki insan göreyim" mottosuyla arkadaşıma gittim. Allah'ın işine bak ki gece yatıya giderken yanımdan ayırmadığım şarj aletimi evde unutmuşum. neyse ki arkadaşla aynı marka telefon kullanıyoruz onun şarj aletini aldım. yatmadan birkaç saat önce de telefonu şarja taktım ki, sabah alarmlarım telefon kapandığı için çalmamazlık yapmasın diye, çakalım ya ben. gece %100 bataryaya sahip olan telefon sabah kalktığımda %2 idi. gözlerim ayak topuğuma kadar açıldı. eveeeet, tam da düşündüğünüz gibi: "al işte kırdım kırdım!!" :(
bunlar ve daha niceleriyle uğraşıyorum birkaç gündür. resmen insanlığımdan soğudum. oksijen israfı mıyım neyim ya!? biri nazar mı değdirdi desem.. mükemmel bir hayatım da yok, kullandığım eşyalar da son model, süper pahalı şeyler değil, güzel hiç değilim. nasıl bir cenabetlikse bu, tövbeler olsun ki geçmiyor! her şey güzel olacak diyorum ama ben bile inanmıyorum buna. şimdi de bir dünya sınavım falan var. Allah vere de bütün bu sıkıntılar elektronik aletlerden patlasa gitse. sınavlara sıçrarsa bu şanssızlık sonuçları çok kötü olabilir. 
kısacası, tanrilar kurban istiyorlar ve beni seçtiler. sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim ben onu.

yeterince yazdım ben sanırım. gideyim de ders çalışayım. (çalışkanım mesajı)
babasının prensesi olmayan ülkeden bildirdi.

21 Kasım 2011 Pazartesi

bencilim, bencilsin, bencil!

allah da beni kahretmesin! bu aralar çok acayip bencilim; öyle böyle değil. dünya benim etrafımda dönsün istiyorum. herkes en çok beni sevsin, herkes benim mutluluğum için uğraşsın falan.
hayır, bu kadar çirkinken böyle triplere girebiliyorsam, azıcık bir şeye benzesem ne olacaktı ya?!

kendime olan kinimi kusup rahatladığıma göre asıl konuya geçebilirim. hayvan istiyorum ben.
kuş olur, tavşan olur, hamster olur, kedi olur, köpek olur, maymun olur. hamam böceğine bile razı olacağım bu gidişle. bak o derece yalnızlık çekiyorum. bir de sanırım arada bir bilgisayar başından kalkıp da gezsem, sosyal olsam hiç fena olmayacak. 

bir de burada yazacak değişik, güzel bir şeyler yaşamak istiyorum. hep monoton hep monoton nereye kadar.. :/

ben bazen..

ben bazen gerçekten de çok üşengeç olabiliyorum!


keyfiniz yerine gelsin! ^_^

11 Eylül 2011 Pazar

"O"

ne zamandir onun hakkinda bir seyler karalamak istiyorum. aslina bakarsaniz burayi her gun acip, ne yazsam diye dusunup, hislerimi dogru duzgun anlatamamak korkusuyla kapatiyorum. cunku onu ben de cok iyi tanimiyorum, hatta belki de hic. ama olsun, sonucta tanimak istiyorum. hakkinda ogrendigim her bir bilgiyi hafizamin en derinlerine kaydediyorum bir daha asla unutmamak icin. kendisini tanitmak istemiyor olabilir, -ki bence oyle ama yine de erkenden pes etmeyi dusunmuyorum. olmacak bir duaya amin demeyecegim ama en ufak bir zorlukta da cocuk gibi kacmayi dusunmuyorum.

insan gormedigi birisini ozler mi? dokunmadigi birisinin yoklugunu hisseder mi? varligindan bile emin olmadigi birinin acisi/derdiyle uykusuz geceler gecirir mi? her ne kadar huzur verse de sadece sesiyle ne kadar yetinebilir?

su sorulara kisa bir sure oncesine kadar cok duygusuz, gayet duz cevaplar verebilirdim. ama simdi uzaklarda tek bir sozuyle bana dunyayi dar edebilecek bir adam var. tek bir sozuyle beni kimsenin kiramadigi kadar kirabilecek, parcalara ayirabilecek bir adam.

yanimda olsa daha mi kolay olurdu? her istedigimde arayip cagirabilsem? usudugumde sarilabilsem? canim sikilinca omuzlarinda aglayabilsem? kollarinin altinda daha mi huzurlu olurdu bunyem?

digerleri gibi bu sorularin da cevaplarini bilmiyorum ama tek bildigim sey yanimda olsaydi hicbir seyin bu kadar kolay olmayacagiydi. o bir seyleri yasamis, bazi acilarla olgunlasmis biri. bense hayata hala toz pembe bakiyorum. birine ilgi duymak, surekli birini dusunmek benim icin yeni. butun gun yuzumde engel olamadigim bir gulucukle dolasiyorum. evet, belki cok aptalca bir sey yapiyorum ama hissettiklerimden utanmiyorum. seviyorum demek istemiyorum cunku sevmek icin cok cok cok erken. sadece hoslaniyorum; cok hoslaniyorum. :)

mutluyum, huzurluyum.. simdilik ters giden bir sey yok. "bugun varim, yarin gidebilirim." demesne inat gitmeyecegini dusunuyorum. herhangi bir sebepten dolayi giderse de donmemesi gerektigini basan belirttim zaten. giden birinin pisman olup donmesi haricinde her seyi kabul edebilirim. bunca zamandir kimse yoktu; bundan sonra da olmaz. eksikliklerini hic hissetmedim.

gelecegimde olmasini gercekten isterim, inkar etmiyorum. ama olmamayi secerse arkasindan kendimi yiyip bitirecek degilim. sov devam etmeli. :)

simdilik bu kadar. prenses sendromlu hastalikli bloggeriniz cok uzaklardan ince isler bultenini bildirdi. yayinda ve yapimda emegi olan herkesi kocaman oper, okuma kitabima dogru yol alirim.
 taptiginiza emanet! :)

14 Temmuz 2011 Perşembe

cube 1 - 2 - 3

merhabalar efendim, ben geldim. bu aralar pek keyfim yerinde olmadığı için, yani daha doğrusu belimle ilgili ufak bir sorun yaşadığım için, yatak istirahatim vardı. ben de yattığım yerden bol bol film izledim. (ahh, teşekkür ederim... ama madalyaları sonra takdim edersiniz) neyse, uzatmayayım ve hemen izlediğim mükemmel filmleri paylaşayım sizlerle.




şu küp serisinden çok bahsedildi. çok şeyler yazıldı, çizildi ama ben, sanki çalışmaktan kendimi kaşımaya zamanım yokmuş gibi, oturup da şu seriyi bir izleyemedim. filmin daha başından anlaşılıyor ne kadar kaliteli olduğu. hayatımda ilk defa bir filmi gözlerimi bile kırpmak istemeden, her saniyesini hafızama kazımak istercesine izledim. gerilim bakımından ise acayip tatmin edici. ayrıca 3 filmin sonu da mükemmel. 



ama dürüst olmak gerekirse; 2. filmi pek yapamamışlar bence. kötü demiyorum ama bence olmamış yani, olduramamışlar. 2. film tamamen serinin diğer filmlerinden bağımsız gibi, öyle bir değişik.



en çok hoşuma giden kısım ise; hani 1. filmi tam olarak bitirmiyorlar da, sonunu senin hayal gücüne bırakıyorlar ya.. 2. film boyunca da aklının bir köşesinde o merak devam ediyor. sonra 3. filmin sonunda 1. filme mükemmel bir gönderme yapıyorlar... " vay be!" diyorsun, " adamlar yapmış." 



dediğim gibi; 2. film her ne kadar diğer filmlerle alakası yokmuş gibi dursa da, ben 3 filmi de severek izledim. siz de korku-gerilim tarzında filmleri izlemekten keyif alıyorsanız eğer, bu seriye bayılacaksınız. (en kötüsü 6 saat kaybedersiniz ki, sanki normalde bu 6 saat içinde dünyayı mı kurtarıyorsunuz? oturun, izleyin.)


21 Haziran 2011 Salı

pasta.. kek.. pasta.. kek..

hayatımda hiç bu kadar çok tatlı yediğimi hatırlamıyorum. zaten son birkaç haftadır şeker komasındayım desem başım ağrımaz. şimdi bizimkiler pasta işinde oldukları için bütün yeni denenen pastaların, cupcakelerin, cheesecakelerin, ganajların, kremaların ve envai  çeşit tatlıların tadım işi bende. ilk başlarda falan güzel oluyor öyle süslü pastaları yemek ama bir süre sonra insan görmeye bile dayanamıyor. 

mesela ben, artık tatlı bir şeyler görmeye dayanamıyorum!? hatta bazı günler avuç avuç tuz yalamak istiyorum. bütün tatlı yeme keyfimin içine edildi yani. 

evde kilo kilo çikolata var ya!? beyazı, bitteri, sütlüsü.. bak yazarken bile içim bir hoş oldu. ama ben şeker hamurcuyum. bayağı bildiğin play-doh hamuru gibi bir şey o. sıvı gıda boyalarını ekleyip şekiller yapıyorum kendimce, sonra da yiyeceğim dilimi özenle süslüyorum. 

ama işin kötü tarafı, hem pastaların hem de şeker hamurunun yapım aşamasında bulunduğum için sonrasında o dilimi yemeği bırak, bakmaya bile tahammül edemiyorum. :/ 

çok dertliyim blog.
midem bulanmadan resimlerine bile bakamıyorum. :(

(takdir edersiniz ki kaç kilo aldığım konusuna değinmedim bile.)


3 Haziran 2011 Cuma

flipped

son zamanlarda izlediğim en iyi filmi paylaşmak istiyorum sizinle!
aslında filmleri afişlerine göre pek yargılamam ama ne yalan söyleyeyim bu filmin afişine pek ısınamamıştım. öyle ki, konusunu okumaya bile tenezzül etmedim.

yanlış yapmışım, çok şey kaçırmışım. bütün sınavlarımı zamanında verdiğim için derslere misafir öğrenci gibi gelip gidiyorum. geçen gün hoca tutturdu, "boş boş oturacağına şu filmi izle, bak ben çok beğendim senin de hoşuna gidecek garanti ediyorum." diye. zoraki iş yapmaya da hiç gelemem açıkcası. hocanın da laptopu yanındaymış. "tamam" dedim, "izleyelim bakalım, neymis bu kadar övdüğünüz film."

ilk başlarda çocuk filmi gibi geldi bana ama kesinlikle değil. yani başını izleyip es geçmeyin derim ben. film iki  çocuğun ilk aşkını anlatıyor. ama olayları hem kızın gözünden hem de erkeğin gözünden ayrı ayrı izliyorsunuz. erkekler ne söyler kadınlar ne anlar havasında bir şey.

filmde çok güzel replikler var. öyle ki bir anda hayata bakış açınız değişiyor. sizin de yanınızda julie gibi rengarenk kişiliğe sahip insanlar olsun istiyorsunuz. ya da ne bileyim, inandığınız şeyler uğruna bir şeyler yapmak istiyorsunuz.

film o kadar gerçek, o kadar hayatın içinden ki, sofrada çıkan kavgalarda siz de o ailenin bir bireyi gibi geriliyorsunuz. ya da julie'nin sakat amcasına laf söyledikleri zaman, o lafı kendi akrabanıza söylenmiş gibi algılayıp sinir oluyorsunuz.

ayrıca filmin finali de on numaraydı yani. biraz daha büyümüş hallerini de görseydik tam on üzerinden onluk bir film olacaktı.ama böylesi de çok güzel olmuş. tam tadında bırakmışlar. kısacası, açın izleyin, beğenmezseniz sayfama beklerim. kaybettiğiniz zamanınız için istediğinizi söylemekte serbestsiniz.

iyi seyirler!

ortaya karışık

herkese tekrardan merhabalar efendim. bu aralar blogla ya da ne bileyim diger sitelerle pek isim olmuyor; malum, bu zamanlarda biz öğrenci milleti olarak popomuzu kaşıyacak zamanımız yok. 

günlerdir uykusuzum. sınavlar bittikten sonra kendimi şöyle yatağa atıp 3 (üç) gün uyumak istiyorum. yetmez bile ama olsun. prensipte tembel biri de değilim aslında ama bu sene dersler çok bir ağırlaştı gibi. yani, ben ki sınıfımızın ineği,  üniversite deyip geçmeyip işini sağlama alan, ilkokul çocuğu gibi derslerine günü gününe çalışan, ödevlerini aksatmadan yapan insanım ve bu kadar zorlanıyorum, bütün sene yatan sınıf arkadaşlarım ne yapıyorlar hiç bilmiyorum.

o değil de, şu havalar biraz daha iyi olsaydı süper olurdu. o kadar sıcak ki, saat başı duş alıyorum. bir de tam final zamanları.. ders mi çalışacaksın? yoksa sıcaktan mı bayılacaksın? insan karar veremiyor. en sonunda yemişim finalini de üniversitesini de deyip çekip gideceğim buralardan.

resmen  bir sene daha geçti ve ben yine nasıl geçtiğini anlayamadım. hayır, bazen düşününce çok üzülüyorum. koskoca bir sene geçiyor, hayatımdan bir yıl daha kaybediyorum ve nasıl geçtiğini anlayamıyorum. :/  arada sırada şuraya da iki satır karalamasam hiçbir şey hatırlamayacağım. 

aslında, aramızda kalsın, küçüklükten beri hep düzenli olarak günlük tutmak istemiştim; tuttum da! ama sevgili annemin günlüğümü okuduğunu idrak ettiğim gün bıraktım yazmayı. küçüktüm o zamanlar, aklıma ne eserse onu yazıyordum. (hı hı sanki şimdi çok farklı yazıyorum.) okulda arkadaşlarla yaptığımız sohbetlerden tut, gece rüyamda ne gördüğüme kadar. 

aslında olaya uyanma şeklim de çok saçma. eğer  bir şeyi koyduğun yerde bulamıyorsan, birileri ellemiş demektir. ama işte küçüktüm + çok unutkandım (ki hala çok unutkanım) + salaktım. günlüğümü annemlerin yatağının altında bulunca anlamıştım okunduğunu. 

düşün yani, sırf annem okuyor diye günlük tutmayı bırakmıştım. şimdi ise tuttuğum günlüğü evinde internet olan herkese açıyorum. hatta bir de böyle kendimden ufak tefek özel şeyler paylaşmak bazen beni rahatlatıyor, mutlu bile oluyorum! evet, manyaklaşıyorum mütemadiyen. 

siz beni bu halimle sevin. :/ 

4 Mayıs 2011 Çarşamba

akrabalık olgusu

Hiçbir zaman akrabalarımla aram iyi olmadı. Tabi ki kastettiğim şey kanlı bıçaklı olmak değil, ama birbirlerimizin hayatlarından bir şeyler öğrenecek kadar da yakın olmadık hiç. Her buluşmamızda yalandan gülüşmeler, hiç umurumuzda olmadığı halde birbirimizin hatırlarını sormalar, iletilmeyeceğini bildiğimiz halde  büyüklere selam göndermeler.

Mesela ben kuzenlerimin doğum günlerini bilirim(en azından bazılarını), ama kutlamam. Neden? diyeceksiniz. Çünkü canlarım, onlar da benim doğum tarihimi biliyorlar, ama bir kere olsun kutlamışlıkları yok. Hayır her şeyi geçtim, doğum günü pastamdan yiyip, geğirip, donupte bana "doğum günün kutlu olsun" bile demekten aciz insanlar bilirim. 

bu akraba çocuklarının birbirlerini sevip sevmemelerinde aile inanılmaz büyük bir rol oynuyor. Benim ailem bu konularda çok bilinçlidir mesela. hani her ailede olur ya, anneyle teyze bazı konularda anlaşamaz da tartışır, görüşmezler, ya da babanın kardeşleriyle arası bozulur, araya soğukluk girer falan. Böyle durumlarda teyzenizi/dayınızı/amcanızı/halanızı ne kadar severseniz sevin, kalbiniz her zaman anneniz/babanızdan yanadır. 

Benim babam ve annem bu durumlarda çok sıkılardır. "Biz kavga etmiş olabiliriz, aramıza soğukluk girmiş olabilir. sen teyzeni arayıp halini hatrını soracaksın, olaydan yüz bulup terbiyesizlik yapmana hiç gerek yok. ayrıca hangi şartlarda olursa olsun kuzenlerinle arana küslük girmeyecek." diyerek, ölümüne kırgın olduğu tarafı savunan çok ilginç bir aileye sahibim. Çoğunlukla hak etmeyen insanlara karşı melek gibi davranıyorlar. Saflıklarından değil, sadece arkalarından kimse kötü konuşmasın istiyorlar. Onları da anlıyorum ama bu kadar pozitif düşünmek sadece karşı tarafı güldürüyor.

Açık bir şekilde dile getirebilirim ki: akrabalarımın her biri içten pazarlıklı. Burada kendimin mükemmel olduğunu savunucağımı falan sanan varsa, daha çok bekler. ben de onlara göre çok boş olabilirim. olabilir yani, oluyor böyle şeyler.

Böyle açık açık yazıyorum diye de kimse boş yere gaz yapmasın. Senelerdir onların zehirli dillerinden neler çektiğimi, neler yaşadığımı ben bilirim. siz hiç akrabalarınızın her lafını yutmak zorunda kaldınız mı? hem de zorunlu olmadığınız halde. siz hiç bütün kuzenlerinizin önünde amcanız/halanız tarafından 5 yaşındaki çocuk gibi azarlandınız mı? hem de yirmi küsür yaşında olmanıza rağmen. siz hiç dedeniz ana avrat dümdüz kaptırmış giderken, gözleriniz sinirden kan çanağı olmuş halde, bildiğiniz bütün küfürleri içinizden sıralarken susmak zorunda kaldınız mı?  eğer böyle şeyler yaşamadıysanız, bik bik bik konuşup sağa sola ahkam kesmek yerine  sadece susun ve okuyun. 

Küçüklüğümün karabasanlarını yazıp rahatlamak istiyorum. 

27 Nisan 2011 Çarşamba

sacma salak, pek bi degisik..

merhaba! yine ben. uzun bir aradan sonra tekrar buralardayim. aslina bakarsaniz, ben bir blogum oldugunu bile unutmustum.
bu aralar cok ilginc seyler yasiyorum. normal hayatta yasadigim garipliklere artik alistigim icin, onlari saymiyorum bile. ruyalarimda bile huzurum kalmadi. mesela gecen aksam iki tane, en kalitelisinden, korku filmi izledim. bir ara bir video dikkatimi cekti, onu izledim.
normal bir insan, izledigi korku filmlerinin etkisiyle butun gece soguk terler doker ve kabuslardan kabus begenir, degil mi? evet, bence de oyle. ama ben ne yaptim? izledigim korku filmelerine nispet yaparcasina sabah 5e kadar bebekler gibi uyudum.(yine acayip acayip seyler gordum ama en azindan korkunc degildi.) 5ten sonra da izledigim komik videodaki adam kabusum oldu. cidden korktum ama, hatta oyle bir korkmak oyle bir korkmak ki, gozunu kirpmaya bile yanasmamak. afyonum patladiktan sonra da kendi halime saatlerce guldum tabi. yemin ediyorum su insanin akli pamuk ipligine bagli. resmen kafayi yicektim.
sagim solum cok acik yatiyorum
sanirim. ya da bu aralar biraz sikintiliyim, onlar ruyalarimi cok etkiliyor. bilemedim simdi.
tabii ki simdi dusununce stresten boyle seyler gormeme anlam verebiliyorum. 5 senelik universitenin 3 senesini okudum. surda kalmis kac senem... ve benim universiteyi degistirmem gerekebilir. gidecegim universite beni bastan baslaticak. pff.. hos burada mutlu degilim, gittigim yerde universiteye bastan baslasam bilr en azindan huzurum olacak. onun icin pek de bu ayrintiya takilmamaya calisiyorum. bu ay tamamen doluyum, vizeler basliyor. haziran basinda finallerim var, hic calisasim yok. okuldan izin alip erkenden eve gitme istegiyle dolup tasiyorum ama cooook zor.
cok uyuz oluyorum kendime! millette ne dertler var ama hala yuzleri guluyor, mutlular. neden hicbir zaman olaylarin iyi yonunu goremiyorum?

imza: mutsuz kiz.
not: bu yazi telefondan girilmistir. yazim hatalri icin ozur dilerim. optum.

27 Şubat 2011 Pazar

sıkıntı ve uykusuzluk

merhaba! yine ben. sabah sabah canım çok sıkıldı, bir şeyler karalamak istedim.
birinden ciddi anlamda çok hoşlanıyorum. o bana karşı olabildiğince soğuk.. benden hoşlanan ya da benden hoşlandığını ima eden insanlardan da olağan gücümle kaçıyorum. ben istiyorum ki sadece sevdiğim insanlar beni sevsin, sadece onlar yanımda olsun. sevmediklerimle bir ömür boyu ne iyi, ne de kötü şartlar altında muhattap dahi olmak düşüncesi, aklımı bulandırıyor! (ne dedim  ben?)
(saatte 5 olmuş. hmm)
çevresindeki insanlara zarar veren insanlardanım ben. isteyerek ya da istemeyerek. (genelde istemeyerek)
mesela fazla arkadaşım olduğu zamanlarda kendimi çok huzursuz hissediyorum. sevmiyorum öyle çok kalabalık ortamları. bana benim derdimden anlayan üç-beş arkadaş yeter de artar bile. hem öyle çok sosyal biri de değilim, hadi hemen hazırlan da bir yere yemeğe gidelim, ya da bir şeyler içelim insanı değilim, olmadım, olmayacağım..
keyfim yerindeyse şayet, her ortama hemen ayak uydurabilirim. sıcakkanlıyımdır, istediğimde çok insancıl olabilirim. (ki pek istemem)
acıma duygum olduğunu düşünmüyorum, yani bence çok az da olsa içimde bir yerlerde var. ama çevremdeki insanlar böyle düşünmüyorlar. 
çok alakasız insanların, bir o kadar alakasız dertlerini kendime dert edip, üzülüp, ağlayabiliyorum. (evet, yapıyorum bunu ben)
bazen, uykuya dalmadan önce, hayatımı çok boş yaşadığımı düşünüyorum. yani yarın öbür gün ölsem, arkamda koskoca bir sıfırdan başka bir şey kalmayacak! (pis sırlarımın ortaya dökülmesini istemediğim için, öleceğimi hissettiğim anda
 (ki hissedersem) blogumu ışık hızı ile kapatacağım)
her ne kadar açık sözlü biri olsam da, gerçekte bu kadar açık ol(a)madığım için, buraya her şeyi çok net yazmam sebebi ile kendimi ikiyüzlü bir pislik gibi hissediyorum. ya da suçlu. (bilemedim şimdi)
bir de benim gibi sorunlu bir insanın neden blogu var? bilemiyorum..
 (bence önüne gelen herkes bir blog sahibi ol(a)mamalı.) 
sizce de bu yazı çok sıkıcı olmadı mı?
 evet, ben de öyle düşünmüştüm! adios muchachos :)


6 Şubat 2011 Pazar

sesi güzel olanın yüzü çirkin olur

şimdi düşünüyorum da küçüklüğümden beri güzel sesli insanlara karşı içimde bir sempati var. güzel sesli insanlardan kastım hani böyle onlar konuştukça sizin dinleyesiniz gelir ya, hani böyle içiniz huzur dolar falan..
mesela bizim literatür hocasının sesi böyle. adamı dinlerken resmen zevkten dört köşe oluyorum. hele de bize soru sormadan sadece dersi anlatıyorsa hiç susmasın istiyorum. bir de sırf sesleri güzel diye takip ettiğim bir kaç dj var hihi ^_^
bunların haricinde çevremde hiç böyle insanlar yok. bazen otobüste falan duyuyorum böyle insanların konuştuğunu, kimse kusura bakmasın özel mözel hiç takmadan sese konsantre oluyorum. böyle birinin sesini bile duymak anında keyfimi yerine getiriyor. bütün sıkıntılarımdan, dertlerimden arınıyorum sanki.. ne ilginç insanım yahu!
bildiğin sese takık bir psikopatım :(
şimdi bir de şöyle bir olay var:"sesi güzel olanın yüzü çirkin olur." 
bu kalıba uyan var, uymayan var.(nereden tutsam elimde kalıyor) madem sesten başladık sanatçılardan devam edelim. şimdi bayan sanatçılar için konuşmak gerekirse bu olay hemen hemen geçersiz. sesi güzel olup çirkin olan bayan sanatçımız yok(gibi gibi)(Bülent hanımı bu genellemenin dışında tutuyorum)
(o bir diva)
erkek sanatçılarımıza bakar isek sesi güzel olup yakışıklı olan çok çok az.(benim gözümde)

ehmm olayın özüne gelirsek: benim için dış görünüşün hiçbir önemi yok, ben sese bakarım.
(evet, nedense bu gereksiz bilgiyi paylaşmak istedim.)





31 Ocak 2011 Pazartesi

ne çabuk geçiyor zaman..

daha dün buralarda "off zaman geçmiyor ya!" diye ağlanan ben değilmişim gibi geliyor :(
meğer zaman çabuk geçiyormuşta ben farkına varamıyormuşum. (aferin bana)

bugün okullar açıldı bizde. oysa tatil ne güzeldi, hiç bitmeseydi keşke. şimdi işin yoksa her gün deli gibi ders çalış, verilen konuları, şiirleri ezberle, sayfalarca ödev yap. (yazarken bile fenalık geldi!)
bir yanım seviniyor aslında yani ne bileyim ders çalışırken işe yaramanın, bir şeyler yapıyor olmanın huzurunu yaşıyorum. kendi kendime gaz veriyorum mesela. "kızım ne güzel bir şeyler öğreniyorsun! evde boş boş oturup dizileri ya da filmleri takip ederek hayatını kazanamazsın!" diyorum. diğer yanım hemen lafa karışıyor "ama ne güzel evde otururken dert yok tasa yok. karnın acıksa bile ister ye ister yeme. ekmek elden su gölden. sınırsız internetin var dilediğini izle. oha! bütün gün uyudun, kalk ortalığı temizle diyenin bile yok. her şey keyfine kalmış bebeğim" diyor.

bugün okullar açıldı hatta ders bile yapmışlar(oha, hem de ilk günden). uzun yoldan geldiğim için bugünü kendime tatil ilan edip prensesler gibi uyudum ben(sefam olsun =))
yarın gidiyim bir etrafı kolaçan ediyim ne var ne yok. kimler gelmiş? kimler hala tatil yapıyor? hocalar ilk günden neden derse başlamışlar? birileri mi kovalıyormuş? 
işte öyle bir şey.. okulda yeni dedikodular varsa geldiğimde yazarım.(nihaha)
dikkat edin kendinize (:

28 Ocak 2011 Cuma

hiç hoş hareketler değil bunlar

istisnasız herkesin kendine sakladığı sırları var. kimi sırlar önemli, kimi sırlar önemsiz. bazı insanların can dostları var sırlarını paylaşabildikleri, bazılarının akrabaları, kimisi annesiyle paylaşır, kimisi babasıyla, bazıları abisini/ablasını kendine çok yakın görür ona açılır, bazıları kilitli bir kutu gibidir kimseciklere açılmaz. 
her normal insan evladı gibi benim de sırlarım var. tabii ki devlet meselesi değil benim küçük sırlarım ama sonuçta kimsenin bilmesini istemediğim şeyler. kendimi övmek istemem ama herkesin sırrına sonsuz saygı duyarım, sırlarını  da seve seve saklarım. benimle özelini paylaşan biriyle daha sonra kanlı bıçaklı olsam bile "ayy siz bilmiyorsunuz tabii ki! onda ne sırlar var! bak şimdi mesela bir tanesi şöyle bik bik bik " diye beni öldürsen anlatmam. ya da yine kavga ettikten sonra arkasından dedikodu yapmam. biri gelip o kişi hakkında bana bir şeyler sorsa dahi cevap vermem, "biz görüşmüyoruz, arkasından ne iyi ne kötü hiçbir şey konuşmak istemiyorum, lütfen! " der geçerim. (evet, iyi bir şeyde konuşmam, ne gerek var ?)
bu kadar yazıyorum ama sebebim var. ben şimdi bir akrabamı adam yerine koymuşum, ona sırrımı vermişim, "gözünü seveyim senden başka bilen yok ağzını sıkı tut" demişim (özellikle), o ne yapmış? ilk fırsatta (aileden) kime söyleyebilir diye bir yarışa girmiş kendince! ayaklı gazete gibi kime yetiştirebilir ise kar saymış resmen. güvenimi böylesine hiçe sayan insanları sevmiyorum iste. ben nasıl herkesin hayatına saygı duyuyorsam herkeste benim hayatıma (seve seve olmaz ise başka türlü) saygı duyacak efendim! kendisinin de hayatı sırlar bakımından pek renkli. kendi sırları olmasa bile ailesinin sırları. sonuçta insanlar duysa pek hoş karşılamazlar (piçlik yaptım şu an). ben bunları küçüklüğümden beri kendi ailemin şerefi söz konusu gibi saklıyorum, kimseyle bu konular hakkında yüz-göz olmuyorum senin yaptığın terbiyesizliğe bak! 
(rahatladım lan! oh)
neyse, diyeceğim o ki, kimse bana sırları ile gelmesin bundan sonra. hep ben mi milleti idare edicem ya! biraz da benim arkamı toplasınlar bakalım nasıl oluyormuş. 

bir kin kusma seansımızın da sonuna gelmiş bulunmaktayız. emeği geçen herkese kafam girsin. (tövbe!, çok kızgınım ondan hep bunlar) 
yarın aynı saatte buluşmak üzere. dikkatli olun.

24 Ocak 2011 Pazartesi

kısır döngü

bu aralar canım o kadar çok sıkılıyor ki anlatamam. ne bir şey izlemek istiyorum ne de bir şey okumak. canım yemek yemek bile istemiyor! (ki sırf zevk için bile yemek yiyen biriyim - o popo nasıl büyüyor sanıyorsunuz =))
günüm tam olarak şöyle geçiyor; sabah kimse uyandırmadan uykumu almış olarak kalkıyorum ama daha çok uyumak istiyorum, uyuyamayınca sinirleniyorum ve güne mükemmel bir baş ağrısı ile başlıyorum. sonra boş boş yatmaktan sıkılıyorum, kalkıyım bir geziniyim diyorum, içim sıcacık yatağı bırakıp soğuk odada dolanmaya el vermiyor. zar zor bir şekilde kendimi yataktan atıyorum, evi geziyorum, ortalığa bakınıyorum (mal mal) hiçbir şeyin değişmediğini görünce hem seviniyorum hem üzülüyorum (evin içi çok boş geliyor). kahvaltı ediyim de midem bayram yapsın diyorum kendimi mutfağa atıyorum. dolabı açıp dakikalarca içindekilere boş boş bakıyorum -dolap ağzına kadar dolu olsa bile hiçbir şeyi beğenemiyorum. 

televizyonda neler var acaba diyorum sonra da "zaten 6 aydır televizyon izlemiyorsun  bir gün daha izleme, ölmezsin" diyorum, televizyonu da es geçiyorum. bilgisayarı açıyorum, takip ettiğim sitelere tek tek bakıyorum yeni neler var diye, yeni hangi filmler var diye bakıyorum (milyonlarca film arasından izlenicek bir film secemiyorum her zamanki gibi), gazetelere bakıyım diyorum (yurt dışında yaşadığım için haberleri anca internet üzerinden takip edebiliyorum) bir sürü cinayet, intihar haberleri görüyorum zaten sıkkın olan canım iyice sıkılıyor.çok fazla  e-kitap okuyorum (gelip giderken sürekli kitap tasımak zor oluyor ama kitabı ellerimde tutup saman sayfaların kokusunu içime çeke çeke okumanın tadı hiç bir yerde yok, biliyorum) yeni hangi kitaplar yüklenmiş acaba diye üyesi olduğum siteleri tek tek geziyorum. ilginç bir şeyler bulmuşsam indiriyorum bulamamışsam okuduğum kitaba geri dönüyorum.

bazen koskoca bir günü sadece bir noktaya sabitlenerek geçiriyorum bazen kitap okuyarak bazen uyuyarak. 
istisnasız her gün bu kısır döngüyü yaşıyorum!!!

noktası noktasına böyle olmasa da günlerim aşağı yukarı buna benzer geçiyor.  uzun lafın kısası, rahat bana batıyor! okullar başlasa da hızlı tempoma geri dönsem. o kadar yoğun olmaya bayılıyor değilim ama en azından günlerimin nasıl geçtiğini anlamıyorum. 

14 Ocak 2011 Cuma

Hafızam silinsin istiyorum

bayağı ciddi anlamda hafızam silinsin istiyorum! yaşadığım her şeyi iyisiyle kötüsüyle unutmak istiyorum. bazı akrabalarımla hiçbir zaman çok yakın olamadım. sevmediğimden değil, aslında sıcakkanlı bir insanımdır. hemen hemen her ortama uyum sağlarım. iyiyle iyi, kötüyle yine olurum.
şöyle dönüp geçmişime bakıyorum da, ben hiçbir zaman hiç kimse için tam anlamıyla mükemmel olamamışım. hayatım hep birilerini memnun etmek için geçmiş. hani geçen konuk oyuncu diye takılmıştım ya kendime, sadece kendi hayatımda değil başkalarının hayatında da konuk oyuncuymuşum meğersem.
şans eseri, abim/ablam gibi gördüğüm insanların arkamdan pek hoş konuşmadıklarını duydum. tabii ki ben yine bana yakışanı yapıcam, sesimi çıkarmıcam, hakkımda konuşanların önünde en tatlı tebessümümü takınıcam.
ama yine de üzülüyorum. keşke herkes verdiği değerin karşılığını alabilse. ben ki onları kendi kardeşlerinden çok önemsiyorum, onların duymadığı kadar saygı duyuyorum falan.
bak dile getirince yine moralim bozuldu :(
herkesi memnun etmek zormuş.

8 Ocak 2011 Cumartesi

Şıpsevdi

Kendim kadar şıpsevdi bir insanı ömrü hayatım boyunca tanımadım, tanımam herhalde. Gördüğüne aşık görmediğine bulaşık bir şey oldum iyice! Hayır sevme olayını geçtim, karşıdan eğer beklediğim ilgiyi alamıyorsam, hadi canım sana güle güle havalarına girmem yok mu!? 
Hayır, bir de vicdan azabı da duymuyorum. İnsanlara kendimi alıştırıyorum, sevdiriyorum sonra hadi canım bana müsade diyorum. 
Tip olarak çok akılda kalıcı süper sexi bir görüntüm yok tabii ki ehehe =)) Ama istediğim zaman çok sevimli olabiliriyorum. Onu da yeni keşfettim. 
Kesinlikle tek eşliliği savunan biri olarak benim bu hovardalıklarım ne olucak hiç bilmiyorum :(
Özellikle bu aralar bir ölüm tutturdum. Kimseyi arkamda gözü yaşlı bırakmak istemiyorum. Zaten sevgisini çok zor gösteren bir insanım. 
Her şey olacağına varır diyorum ama kendime en yakın zamanda çeki düzen vermem şart!

Mimlenmişim ^_^

sevgili princesa"Lectura beni mimlemiş. kendisine çook teşekkür ediyorum ♥ ^_^  ilk mimimi(!) yazıyorum, bak heyecanlandım elim ayağıma karıştı :/



1-) Kaç yaşındasınız ?
Dolu dolu 20 yaşındayım =)

2-)İsminizin son harfi ne ?
R

3-)En sevdiğiniz renk ?
Kırmızı eheh =))

4-)Kilonuz kaç ?
Dürüst olmak gerekirse buradaki evimde tartı yok :( 
ama 70 varımdır. :/

5-)Boyunuz kaç?
1.75.

6-)Ailenizin kaçıncı çocuğusunuz ?
2. çocuğuyum.

7-)En sevdiğiniz şarkı ?
Ana baashaq el Bahr.

8-)Sigara kullanıyor musunuz ?
Evet.

9-) Alkol ?
Çok nadir =)

10-)Sizce sarışın mı esmer mi ?
Esmer.

11-)Çayı fincandan mı içersiniz çay bardağından mı ?
Genellikle kocaman kupalarda içiyorum çayımı.  (:

bende bu ilk mimimde karalabudefteri'ni  ve caramel Donut Rochester'ı mimliyorum ^_^