27 Şubat 2011 Pazar

sıkıntı ve uykusuzluk

merhaba! yine ben. sabah sabah canım çok sıkıldı, bir şeyler karalamak istedim.
birinden ciddi anlamda çok hoşlanıyorum. o bana karşı olabildiğince soğuk.. benden hoşlanan ya da benden hoşlandığını ima eden insanlardan da olağan gücümle kaçıyorum. ben istiyorum ki sadece sevdiğim insanlar beni sevsin, sadece onlar yanımda olsun. sevmediklerimle bir ömür boyu ne iyi, ne de kötü şartlar altında muhattap dahi olmak düşüncesi, aklımı bulandırıyor! (ne dedim  ben?)
(saatte 5 olmuş. hmm)
çevresindeki insanlara zarar veren insanlardanım ben. isteyerek ya da istemeyerek. (genelde istemeyerek)
mesela fazla arkadaşım olduğu zamanlarda kendimi çok huzursuz hissediyorum. sevmiyorum öyle çok kalabalık ortamları. bana benim derdimden anlayan üç-beş arkadaş yeter de artar bile. hem öyle çok sosyal biri de değilim, hadi hemen hazırlan da bir yere yemeğe gidelim, ya da bir şeyler içelim insanı değilim, olmadım, olmayacağım..
keyfim yerindeyse şayet, her ortama hemen ayak uydurabilirim. sıcakkanlıyımdır, istediğimde çok insancıl olabilirim. (ki pek istemem)
acıma duygum olduğunu düşünmüyorum, yani bence çok az da olsa içimde bir yerlerde var. ama çevremdeki insanlar böyle düşünmüyorlar. 
çok alakasız insanların, bir o kadar alakasız dertlerini kendime dert edip, üzülüp, ağlayabiliyorum. (evet, yapıyorum bunu ben)
bazen, uykuya dalmadan önce, hayatımı çok boş yaşadığımı düşünüyorum. yani yarın öbür gün ölsem, arkamda koskoca bir sıfırdan başka bir şey kalmayacak! (pis sırlarımın ortaya dökülmesini istemediğim için, öleceğimi hissettiğim anda
 (ki hissedersem) blogumu ışık hızı ile kapatacağım)
her ne kadar açık sözlü biri olsam da, gerçekte bu kadar açık ol(a)madığım için, buraya her şeyi çok net yazmam sebebi ile kendimi ikiyüzlü bir pislik gibi hissediyorum. ya da suçlu. (bilemedim şimdi)
bir de benim gibi sorunlu bir insanın neden blogu var? bilemiyorum..
 (bence önüne gelen herkes bir blog sahibi ol(a)mamalı.) 
sizce de bu yazı çok sıkıcı olmadı mı?
 evet, ben de öyle düşünmüştüm! adios muchachos :)


6 Şubat 2011 Pazar

sesi güzel olanın yüzü çirkin olur

şimdi düşünüyorum da küçüklüğümden beri güzel sesli insanlara karşı içimde bir sempati var. güzel sesli insanlardan kastım hani böyle onlar konuştukça sizin dinleyesiniz gelir ya, hani böyle içiniz huzur dolar falan..
mesela bizim literatür hocasının sesi böyle. adamı dinlerken resmen zevkten dört köşe oluyorum. hele de bize soru sormadan sadece dersi anlatıyorsa hiç susmasın istiyorum. bir de sırf sesleri güzel diye takip ettiğim bir kaç dj var hihi ^_^
bunların haricinde çevremde hiç böyle insanlar yok. bazen otobüste falan duyuyorum böyle insanların konuştuğunu, kimse kusura bakmasın özel mözel hiç takmadan sese konsantre oluyorum. böyle birinin sesini bile duymak anında keyfimi yerine getiriyor. bütün sıkıntılarımdan, dertlerimden arınıyorum sanki.. ne ilginç insanım yahu!
bildiğin sese takık bir psikopatım :(
şimdi bir de şöyle bir olay var:"sesi güzel olanın yüzü çirkin olur." 
bu kalıba uyan var, uymayan var.(nereden tutsam elimde kalıyor) madem sesten başladık sanatçılardan devam edelim. şimdi bayan sanatçılar için konuşmak gerekirse bu olay hemen hemen geçersiz. sesi güzel olup çirkin olan bayan sanatçımız yok(gibi gibi)(Bülent hanımı bu genellemenin dışında tutuyorum)
(o bir diva)
erkek sanatçılarımıza bakar isek sesi güzel olup yakışıklı olan çok çok az.(benim gözümde)

ehmm olayın özüne gelirsek: benim için dış görünüşün hiçbir önemi yok, ben sese bakarım.
(evet, nedense bu gereksiz bilgiyi paylaşmak istedim.)