7 Ekim 2013 Pazartesi

sıfır noktası!

Hayatimda iyiligin, kotulugun, sevginin, nefretin, dogrunun, yanlisin her seyin sinirda oldugu bir zamandayim. Senelerin yasanmisliklarini oyle bir biriktirmisim ki icimde artik nefes alacak yerim kalmamis. Aslinda saman alevi gibi gelip gecici tepki vermem gereken bir olayi o kadar cok dallayip budaklayip kasirgaya dondurdum ki, inanamazsiniz.

Fazla ayrintiya girmeden konuyu ozetlemek gerekirse: benim arkadasim yok. Var da, yasadigim sehirde yok. Soyle canim sikildi dedigim zaman hadi gel cikalim, gezelim, sabahlara kadar eglenelim diyecek ya da gel bana sarap iceriz, dertlesiriz sen anlatirsin ben aglarim; ben anlatirim sen aglarsin diyecek bir arkadasim da yok.
Zaten ise yeni baslamisim. İsi sevmiyorum, ortamim gergin, kime ne soylesen ertesi gun baskasindan duyuyorsun sok ustune sok yasiyorsun falan. Butun bunlarin ustune butun aile bireylerinin eskilerden olsun, universiteden ya da okuldan hep tanidiklari var. Bakiyorum da resmen tek tutunamayan benim. 
Kimse beni yaninda saga sola tasimiyor, kmse derdimi tasami sorup beni rahatlatmiyor. Siz misiniz beni boyle yanliz birakan diye basladim butun kinimi kusmaya; ama ne kusmak..

Belki saatlerce aglayip insanliktan ciktim. Kim ne hak ettiyse, agzima ne geldiyse soyledim icimde hicbir sey birakmadim. Ben ailem varken kimseye ihtiyac duymuyorum, onlar tarafindan yeterince sevildigim icin herhangi bir sevgi arayisinda da degilim ama ailem ki beni boyle yalniz birakiyor demek bazi seyleri onlarin standartlari haricinde yapmami hak ediyorlar.

'Ben de kendime arkadas cevresi yapip gece yarilarina kadar gezicem, sevgili yapicam kendime kafelere gidicem hayatimi yasicam lan!' diye sinirlenip gider falan yaptim ama sonra mantikli dusununce bir sakinlestim. Zaten isi degistiricem yakinda buyuk bir sirkete girmeyi dusunuyorum orda tanisirim gezerim tozarim boyle bir anlik kizginlikla sonrasinda cok pisman olacagim seyler yapmak istemedigime karar verdim.

Hayat ne acayip ya o an oylesine kizginken elimden tutan tanimadigim biriyle bile gidebilirdim oyle kafayi siyirmis bir haldeydim (bagirirken agzimdan salyalar falan cikiyordu, igrenc) sonra abim tarafindan mantiga davet edildim ve oldukca mantikli olan konusmasiyla sakinlestim. Adam benim icin Xanax gibi. 

Bir gun gelecek ben de buraya mutlu seyler yazacagim hep kotu, hep karamsar, hep bir uzerime olu topragi atilmis gibi bir agir konular. Vallahi icim sisiyor.

guzel gunler gorecegiz cocuklar,
gunesli gunler gorecegiz..

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Monoton günlerime +1 daha!

Merhaba, ben geldim! Sıkıntılı günlerimi, bohemli zamanlarımı atlattım da geldim. Vizelerimi, finallerimi, sınavlarımı verdim de geldim. Evet, bütün sınavlarımdan arındım, huzura kavuştum, Nirvana'ya ulaştım diye sevinirken ben, şimdi bambaşka dertlerim var. Ama olsun ya, önemli olan artık gelmiş olmam, artık iş güç haricinde birçok şeye kafayı takmıyor olmam en önemlisi de sizlerle olmam! :)
Yıllardır aileden uzakta hayatta kalma çabası verdim. Şimdi bazen kuzenimle konuşuyoruz da eski günleri hatırlıyorum, içim acıyor. O ailesinden uzak okuduğunu, yurtta yaşadığını, çok sıkıntı çektiğini söylüyor ama inanasım gelmiyor.  Ama yargılamadan önce lütfen yazdıklarımı sonuna kadar okuyun. Tama  ona da hak vermiyor değilim. Ailesi ilde yaşarken o uzak bir ilçesinde okudu; ama çoğu hafta sonunu yatağında, ailesinin sofrasında geçirdi. Tamam, ailesi ona giderken belirli bir para verdi; ama ablaları olsun, enişteleri olsun maddi yönden onu açıkta bırakmadılar (beni de ailem açık bırakmadı canııım). Tamam, öğrenci hayatı oldukça zor; ama giderken annesi yanına haftalık yiyeceklerini hazıyormuş. Şimdi hangi öğrenci bu denli anne yemeğine doyup da öğrenci evi sıkıntılıydı, yurt çok berbarttı falan diyebilir ki?
Ben uzaktaydım. Hem de oldukça uzakta. Ailemle aynı gökyüzüne bakıp sabahladık, aynı mehtabı izledik, aynı güneşte yandık, kavrulduk ama farklı ülkelerdeydik. Başıma bir şey geldiğinde tektim ben. Dilini bildiğim, sokaklarını bildiğim, insanlarını çat pat tanıdığım; ama asla ısınamadığım bir ülkede bir başımaydım ben.
Hastalanıp yatağa düştüğümde, geceleri öksürmekten boğazım kanadığında, kışın buzda kayarak düşüp dizimi parçaladığımda, ailemden gelen para suyunu çekip de bir lokma ekmeğin hayalini kurarken tektim ben.
Bunun nasıl bir his olduğunu bilir misiniz? Tanıdığınız ve sevdiğiniz bütün aile üyelerini ve arkadaşlarınızı bir anda kaybettiğinizi düşünün. Omzuna kafanızı koyup ağlayacak bir can dostunuz ya da her konuda güveneceğiniz bir canınız olmadığını. Yolda falan giderken bir kaza olsa yanınızda destek olacak kişiler sadece yoldan geçen yardımseverler. Çok şükür bu denli tatsız şeyler yaşamadan atlattık her şeyi.
Öğrencilikte  ev tutacak paranız var ise şayet, bir de onu geçindirme derdi var. Kirası, elektriği, suyu.. Her şeyi düşünmek gerek zira kimse size kaşınızın ya da gözünüzün güzelliğinden ev kiralamıyor. Market alışverişini de atlamamak lazım. Sonuçta gelen para sayılı, giden para sayılı bir şekilde ay sonunu görmek zorundasınız yoksa çok ağlarsınız.
Önce yıllar saydık, sonra aylar, haftalar ve günler. En son içim içime sığmıyordu saatler sayarken. Nihayet baba ocağına, anne kucağına, sıcak yuvamıza kavuştuk. Yaşadıklarımız da hayata 1-0 önce başlamamızı sağlayacak tecrübeler olarak bize miras kaldılar.
Buraya da böyle şikayet ediyor gibi yazdım ama öyle değil. Evet, kolay olduğunu söyleyemem; oldukça zor zamanlarım da oldu ama hepsi kendi içinde güzeldi, keyifliydi. Aç da uyudum, tok da. Parayı da gördüm, parasızlığı da. Bu kazandığım tecrübelerin hiçbirini başka türlü elde edemezdim. Yaşadığım hiçbir saniyeyi değişmem yine gitmem gerekse yine giderim hem de bu sefer daha mantıklı hareket eder her saniyemi dolu dolu yaşarım.
Son senem çok dolu geçmişti. Şimdilerde ruhumu nadasa çektim. Her nefes alan canlı gibi benim de biraz dinlenmem gerek. Kendimi kitaplara vuruyorum; damarlarıma huzur enjekte ediyorum.
Çenem düştü yine. Ben şimdi gideyim, en yakın zamanda yine gelirim.

Sonuna kadar bayılmayıp okuyanlara çok teşekkür ederim. Değerli zamanınızdan çaldığım için affedin. Taptığınıza emanet olun, kendinize iyi bakın!

27 Ocak 2013 Pazar

Bilincaltim etkilenmisse demek..

ortaokuldan parca parca anilar var aklimda. aslinda bircok seyi hatirlamam lazim ama unutmak istemisim, unutmusum da. neyse, kucuklugumden beri ailemin komsuluk iliskileri pek saglam olmadi. oyle hic komsumuz oldugunu, efendim cayaydi, kahveyeydi gidip oturdugumuzu, sohbet ettigimizi falan bilmem mesela.
insan secer benim ailem. oyle herkesle gorusmezler, kraliyet soyundan  geldigimiz icin bir cizgimiz var tabii. saka bir yana, sinirli insanlarla gorustuk ama onlarla da aile gibi olduk.
bak, ortaokul diyordum, devamini getiremedim. neyse iste karsida bir teyze yasiyordu iki kiziyla beraber esi seneler once vefat etmis. ben de kizlarin delisiyim; yok gideyim de ayni televizyonu onlarda izleyeyim sanki farkli bir sey oluyormus gibi, zirt pirt taciz ediyorum insanciklari.
durust olmak gerekirse hicbirinin ismi yok aklimda, ama buyuk kizi cok sevdigimi hatiiyorum. kucuk olani hayal meyal hatirliyorum. pek sevmezdi beni, adam yerine de koymazdi zaten. ablasi evde yoksa bebek bakiciligi yapardi bana, sevgilisinden bahsederdi falan. ben de garibim oturup dinlerdim. yanlis anlasilmasin ama, onu da anliyorum lise sonlarinda kiz ortaokula yeni baslamis bir cocukla ne konussun, ne paylassin, ne anlatsin?
buyuk kizi ciddi anlamda cok severdim. neden mi? cunku ilgilenirdi benimle. "ay karsi kiracinin sumuklu bebesi gelmis yine, odama kapanayim da bir an once sikilip gitsin evine" demedi hic, hic benden kactigini, benimle kose kapmaca oynadigini falan bilmem. bir de yasi da vardi hani. simdi ben ord okulun baslarindayim, o da liseyi bitireli birkac sene olmus. o zamanki algima gore bayagi bildigin evlenmelik kiz. universite olayini cok net hatirlamasam da sanki evde takiliyordu diye hatirliyorum ama emin degilim sallamayayim.
evet, neyse, ne diyordum? hah, odasina alirdi beni, ilgimi ceken her seyi kurcalar, minciklar, dokunur, hevesimi alirdim ve bir kere de bu hareketlerime kizip sinirlendigine, ona da dokunma dedigine falan sahit olmadim. oyle rahat, oylesine seker bir insandi. balkonunda bir paketi vardi; makyaj malzemesi cenneti! ojeleri vardi sonra.. aklim giderdi bir kutu ojeye. az kalmis ojeleri birbirleriyle karistirmama izin verirdi. yeni yeni renkler dener boyardim tirnaklarimi. ama eve giderken cikartirdim cunku babam minik parmaklarima yakistirmazdi ojeyi, "zamani degil kizim, kullanacagin gunler de gelecek" derdi ki koca kiz oldum universite bitiyor hala zamanim gelemedi bir turlu.
konudan sasmayalim. her seyini anlatirdi bana. yasima basima ufakligima takilmadan acirdi bana gunluk gibi. guzin ablalik yapacagim o zamanlardan belli. agac yasken egilir. yargilamadan, yorum yapmadan sessiz sakin dinlerdim. bazen de anlatirdi ama dinlemezdim de dinlermis gibi yapardim. benim de kendime gore sorunlarim olurdu. odevleri yetirstirmek, annemin ivir zivir deposunu patlatmak, cizgifilm saatlerinde evde olmak falan o zamanin en zor problemleri.
en cok eski sevgilisini anlattigi hikayeleri begenirdin. inceden psikopat bir cocuk, lise asiklari.. esas kiz oglani pek sevmiyor ama yapabileceklerinden korkuyor falan. cocuk onun icin olmeye bile hazir yeter ki kizin agzindan ol ciksin.
nasil etkilemisse iste o hikayeler beni bak kazik kadar insan oldum gercek aski o saniyorum. svmedim kimseyi sevemedim de. beklersem gelirmis de beni bulurmus gibi surekli bir zamana birakma, bir akisinda gitsin her sey modu.
bir su turk filmleri bir de sagdan soldan duydugum ask hikayeleri; hayatimi mahvettiler. bilincalti cok kotu bir sey bence.