7 Aralık 2011 Çarşamba

tanrılar kurban istiyor!

bu aralar işlerim o kadar ters gidiyor ki, hani şuraya yazsam iki günümden 3 ciltlik roman çıkartırım. her elimi attığım iş de ters gider mi arkadaş ya!? bu kadar cenabetliğin durup da beni bulması normal mi yani? yemin ediyorum her şey kötü gibi bir şaka gibi.

olaylar şu şekilde başladı: ben, her zamanki, birkaç gün önce bütün mutsuzluğumla sabahın köründe okula gitmek için yeni bir güne uyandım. ne işimiz sabahın köründe okulda diye kendi kendime söylene söylene giyindim falan fıstık derken fazla oyalanmışım, baktım ki geç kalıyorum, yolda kendine kızarsın A. diyerek kendimi evden attım ama bir şeylerin yanlış olduğunu hemen fark ettim; az önce elimde olan anahtarımı kim bilir nereye sokmuştum?..
iki saat anahtar arama merasiminden sonra kendimi dışarı atabildim. sonra da dedim ki: "len, şimdi kim yürüyecek okula kadar dur ben şuradan otobüse bineyim." demez olaydım! sanki çok az geç kalmışım gibi bir de araba beklerken iyice geç kaldım. dualarla kanatlanıp bir şekilde okula vardım. yanlış ders programına baktığım için yanımda olmayan önemli defter ve kitaplarımdan bahsetmedim bile dikkatinizi çekerim, yani umarım çekmişimdir. ödevleri de yapmamıştım zaten. neyse, sular kesildi, elektrik desen bizim evin oraya gelmedi bile mum ışığında çalışıyoruz biz, evde yiyecek bir dilim ekmek yok falan filan, gırgır şamata derken rutin bir okul gününün daha sonuna geldik. acil eve gidip yetiştirmem gereken ödevler var. yani bayağı bildiğin koşa koşa eve gidip, oturup onları yazmam lazım. dönem sonu geliyor; hocalardan not bekliyoruz ama bana ödevler hala hazır değil! bazen çok yüzsüz olabiliyorum, evet.
nasıl becerdiysem ben onu, ödevi atmam gereken flash diski bozdum önce. "neyse ya, yedim bir b.k ama büyütmeye gerek yok. bir dünya arkadaş var, alırız elbet birinden flash" derken bilgisayarın adaptörü kaldı elimde. alet elimde parçalara ayrıldı. resmen ibretlik şeyler yaşadım. sadece flashla kalsa iyiydi bu talihsizlik, bilgisayar iptal olunca hayat damarlarımdan biri kesilmiş gibi oldum. hem ödevi yetiştirememiş olmanın verdiği huzursuzluk hem de evin, odanın ölüm sessizliği biraz (kime göre, neye göre) gerdi tabii. 
duvarlar üstüme üstüme gelmeye başlayınca "bari evden çıkayım da beyne azıcık oksijen gitsin, kendime geleyim, iki insan göreyim" mottosuyla arkadaşıma gittim. Allah'ın işine bak ki gece yatıya giderken yanımdan ayırmadığım şarj aletimi evde unutmuşum. neyse ki arkadaşla aynı marka telefon kullanıyoruz onun şarj aletini aldım. yatmadan birkaç saat önce de telefonu şarja taktım ki, sabah alarmlarım telefon kapandığı için çalmamazlık yapmasın diye, çakalım ya ben. gece %100 bataryaya sahip olan telefon sabah kalktığımda %2 idi. gözlerim ayak topuğuma kadar açıldı. eveeeet, tam da düşündüğünüz gibi: "al işte kırdım kırdım!!" :(
bunlar ve daha niceleriyle uğraşıyorum birkaç gündür. resmen insanlığımdan soğudum. oksijen israfı mıyım neyim ya!? biri nazar mı değdirdi desem.. mükemmel bir hayatım da yok, kullandığım eşyalar da son model, süper pahalı şeyler değil, güzel hiç değilim. nasıl bir cenabetlikse bu, tövbeler olsun ki geçmiyor! her şey güzel olacak diyorum ama ben bile inanmıyorum buna. şimdi de bir dünya sınavım falan var. Allah vere de bütün bu sıkıntılar elektronik aletlerden patlasa gitse. sınavlara sıçrarsa bu şanssızlık sonuçları çok kötü olabilir. 
kısacası, tanrilar kurban istiyorlar ve beni seçtiler. sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim ben onu.

yeterince yazdım ben sanırım. gideyim de ders çalışayım. (çalışkanım mesajı)
babasının prensesi olmayan ülkeden bildirdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder